Article

Yorum

Mücellâ Akıl: Aklın Tecelligâhı Olarak Kalp

The Polished Intellect: Understanding the Heart (Qalb) as the Seat of Reason (‘Aql)

Mahmud Erol Kılıç
Year 2026, Issue 1, Pages:101-111

DOI : -

This paper examines the multi-layered concept of ‘aql (intellect) within Islamic thought, specifically focusing on its evolution and interpretation in the Sufi tradition. Contesting modern reductions of ‘aql to mere brain activity or rationality, the study argues that in Sufism, the intellect is fundamentally a state (ḥāl) of the heart and a tool for ethical and spiritual discernment. Through a comparative analysis of key figures—Ḥakīm al-Tirmidhī (d. 320/932), Abu Ḥamīd al-Ghazālī (d. 505/1111), and Mawlānā Jalāl ad-Dīn Rūmī (d. 672/1273)—the paper delineates the shifting perceptions of intellect from a practical ethical instrument to a celestial light. Tirmidhī’s anthropological model introduces intellect as a divine light guarding against carnal desires, while Ghazālī categorizes ‘aql into innate and acquired realities, positioning theoretical intellect as secondary to divine truths. Rūmī further develops this by contrasting the “partial or particular intellect” (‘aql-e juz’ī) with the Universal Intellect (‘aql-e kullī), ultimately advocating for the superiority of divine love in reaching the Absolute. The study concludes that the modern dichotomy between intellect and heart is a product of rationalism, whereas the Sufi tradition integrates them, viewing the heart as the highest degree of polished intellect. This synthesis is presented as essential for achieving true wisdom and spiritual realization.

Bu çalışma, İslam düşüncesindeki “akıl” kavramının çok katmanlı yapısını, özellikle de tasavvuf geleneğindeki tekâmül ve yorumu çerçevesinde incelemektedir. Çalışma, modern dönemde aklın yalnızca bir beyin aktivitesine yahut rasyonaliteye indirgenmesine karşı çıkarak tasavvufta aklın temelde kalbe ait bir hâl ve ahlâkî/mânevî bir idrâk aracı olduğunu savunmaktadır. Hakîm Tirmizî (ö. 320/932), Ebû Hâmid Muhammed Gazzâlî (ö. 505/1111) ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (ö. 672/1273) gibi büyük isimler üzerinden karşılaştırmalı bir tahlil yoluyla bu makale; akıl algısının, pratik bir ahlâk aracından semâvî bir nura dönüşen değişimini ana hatlarıyla ortaya koymaktadır. Tirmizî’nin antropolojik modeli, aklı nefsi arzulara karşı koruyan ilâhî bir nur olarak sunarken; Gazzâlî, aklı fıtrî ve kesbî gerçeklikler olarak kategorize eder ve teorik aklı ilâhî hakikatlerin ikincil bir unsuru olarak konumlandırır. Rûmî ise bu durumu, “cüz’î akıl” ile “Küllî Akıl” arasında bir ayrım yaparak daha da ileri götürür ve Mutlak olana ulaşmada ilâhî aşkın üstünlüğünü savunur. Çalışma, akıl ve kalp arasındaki modern dikotominin, rasyonalizmin bir ürünü olduğu, buna karşın tasavvuf geleneğinin bu ikisini bütünleştirerek kalbi, aklın en yüksek mertebesi olarak gördüğü sonucuna varmaktadır. Bu sentez, gerçek hikmete ve mânevî hakikate ulaşmak için temel bir gereklilik olarak sunulmaktadır.